KARAPINAR İLÇE EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ

KARAPINAR KASABASI'NIN KURULMASI VE İSKÂN DURUMU

Karapınar, Anadolu'nun ortasında bulunan bir Osmanlı kasabasıdır. Bulunduğu yerin tabiat şartları bakımından oldukça çetin olması, bu yörede tarih boyunca yerleşmeyi güçleştirmiş, bu nedenle Karapınar şehir olarak gelişmemiştir. Osmanlı Devleti, Karapınar ve çevresinin kötü kaderini değiştirmek düşüncesiyle harekete geçmiş, XVI. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren bir dizi önlemler almış, XX. yüzyılın başlarına kadar ısrarla bunların uygulanmasının takipçisi olmuştur. Aşağıda Karapınar'ı yaşanır hale getirmek için sürdürülen çabalar ve bunun kasabaya ne derece yansıdığı konusu irdelenecektir.

1. Karapınar Adı
Karapınar, şu anda şehrin ortasında kalan Ali Tepesi Höyüğü'nün bitişiğinde kurulmuştur . Yakınında bulunan ve zaman zaman suyu kesildiği için "kara" denildiği tahmin edilen pınardan dolayı buraya Karapınar adı verilmiştir. Karapınar yöresi, XVI. yüzyıl kaynaklarında farklı isimlerle anılıyordu.
Çaldıran Seferi sırasında Karapınar topraklarından 4-5 Haziran 1514'te geçerken I.Selim {1466-1520}'in ordusuyla dinlendiği üç konağı Feridun Bey, "Kırkpınar", "Karacadağ Pınarıbaşı" ve "Kabağın Akşehri" şeklinde yazmış, bunların arasını birer günlük uzaklıkta göstermiştir. Bundan 19 yıl sonra (1533), l. Süleyman (1494-1566)'ın Irakeyn Seferi'nde ise Matrakçı, bu bölgede "Kırkpınar nam-ı diğer Karapınar" ve "Akçaşar" adlı iki konak kaydetmiştir. Feridun'un Karacadağ'ın güneyinden çıkan pınarın adını bu dağa bağlı olarak; Matrakçı'nın çevreyi çok iyi bilenlerden sorarak belirlediği anlaşılmaktadır. Karacadağ Pınarı ve Kırkpınar, Karapınar'ın doğusunda, 5-6 saat uzaklıkta dağda bulunmakta olup, eskiden kasabanın suyu buradan getiriliyordu. Bu durumda ordunun Karacadağ Pınarı diğer adıyla Kırkpınar'da kalması mümkün görünmemektedir. Zaten Feridun Bey'in eseri dışında herhangi bir yerde Konya-Ereğli arasındaki güzergâh üzerinde "Karacadağ Pınarının mevcudiyetine dair herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Öyle anlaşılıyor ki; Kırkpınar olarak da bilinen Karapınar, halk tarafından kurulduğu mekânı en iyi ifade eden isim olarak görülmüş, bu nedenle zamanla Kırkpınar unutularak Karapınar öne çıkmıştır.1. Süleyman döneminde, 1563'te külliyenin inşasının tamamlanmasından hemen sonra Karapınar'a Sultaniyye de denmeye başlandığı, Konya Şer'iyye Sicilindeki 1563 tarihli bir belgeden anlaşılmaktadır. Sözlüklerde "Sultaniyye" sözcüğü, sultanla ilgili, hükümdara ait olan şeklinde açıklanmaktadır, l. Süleyman'ın, oğlu Konya Valisi Şehzade Selim (1524-1574)'e çekirdeği Sultan Selim Külliyesi olan bir kasaba kurdurduğuna bakılırsa, kurucusu l. Süleyman'dan dolayı buraya Sultaniyye denmiş olmaktadır. Aşağıda Karapınar'ın iskânıyla ilgili problemlere değinilirken daha net bir biçimde anlaşılacağı üzere Sultaniyye, hükümdarın kurduğu kasaba olduğundan dolayı Osmanlı padişahlarının bu kasabaya özel ilgi göstermesine neden olmuştur. Bunun için Karapınar, Millî Mücâdele yıllarına dek hep imtiyazlı bir yerleşim birimi statüsünde değerlendirilmiş, bu sayede kasaba varlığını günümüze kadar muhafaza etmiştir.
Sultaniyye, Cumhuriyet dönemine kadar bazen yalnız bazen de Karapınar'la birlikte kullanılmıştır. Padişahı anımsattığı için olacak, 1934'te Sultaniye terk edilerek Karapınar, kasabaya resmen ad olarak verilmiştir.
2. Karapınar Kasabası'nın Kurulması

Osmanlı Devleti'nin kuruluş devrinde askerin yanında batıya doğru kayan topraksız köylülerle aşiretler, gittikleri yerlerde kendileri için uygun durumdaki topraklarda evler yaparak yerleşmişlerdir. Bu devirde dervişlerin de kendiliklerinden tehlikeli geçitlerle boş ve ıssız yerlerde zaviyeler inşa ederek zamanla zaviyenin çevresinde bir köyün ortaya çıkmasına alt yapı oluşturdukları bilinmektedir. Devletin müdâhil olmadığı bu iskân usûlü XVI. yüzyıldan sonra terk edilerek tehlikeli geçit yerlerine devlet eliyle derbend köyleri kurulması yönüne gidilmiştir.
O devirde jandarma ve polis teşkilatı bulunmadığından geçitlerin güvenliği, derbend köylerine yerleştirilen ve derbendci adı verilenlerle sağlanmaya çalışılmıştır. Ancak bazı derbend köyü halkı, bulundukları köyü topluca terk ederek yaşam şartları daha iyi olan yerlere kaçmışlardır. Bu olumsuz gelişmelerden dolayı ana yollar üzerindeki tehlikeli yerlerin güvenliğini sağlamada zorlanan devlet, oldukça kötü şartlar içinde bulunan bu köylere iskânı özendirmek, orada ekonomik ve sosyal hayatı canlandırmak maksadıyla külliyeler inşa ettirmiştir.
  Bunun için idarî ve malî yönden bağımsız bir kurum konumunda olan arazi vakıfları kurmuş, külliyenin bulunduğu kasabayı, bölgenin cazibe merkezi haline getirmiştir, işte Karapınar, bu iskân metodu sonucu XVI. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmış tipik bir Osmanlı yerleşim birimidir.Karapınar, İstanbul'u Çukurova ve Suriye'ye bağlayan güzergâh üzerinde bulunmaktadır. Bu yol, aynı zamanda hacıların kullandığı en kısa yoldu. Bu nedenle Osmanlı Devleti'nin, Mahûf ve muhatara zabtı lâzım derbend iken şenlenmek için bu yerin güvenliğini sağlayacak bir teşkilât kurması gerekiyordu. Bu amaçla l. Selim, Çaldıran Seferi (1514) dönüşünde burada bir derbend köyü kurulmasını emretmiş, bunun üzerine çevresi surla çevrili Karapınar Köyü kısa zamanda muhtemelen 1515'te inşa edilerek derbendciler yerleştirilmiştir. Ancak köye iskân ettirilenler çetin hayat şartlarına dayanamayarak 5-10 sene sonra başka yerlere kaçmışlardır. Bu nedenle Karapınar Köyü 1530'da harap durumda idi. Şehzade II. Selim, Konya valisi iken bu terkedilmiş derbend köyünde 1560-1563 yılları arasında bir külliye ile Sultaniyye adı verilen şehri inşa etmeye başlamıştır.
Yukarıda değinildiği üzere kendi imkânlarıyla kalkınması mümkün olmayan yerlerde devlet arazi vakıfları kurarak orada ekonomik ve sosyal hayatı canlandırma yönüne giderdi. Aynı süreç Karapınar'da da yaşanmıştır. l. Süleyman, daha külliyenin inşası sürerken 1562'de bir temliknâme ile, oğlu Şehzade II. Selim'e Konya ovasında çok sayıda köy, mezra ve yaylağı Karapınar'daki imarete vakfetmek üzere vermiştir. 1566'da ise Atçeken Yurdu'nu vakfetmesi hususunda hükm-i şerif ihsan etmiştir. Karapınar Sultan Selim Külliyesi'ne vakıf tahsisine II. Selim'in padişahlığı döneminde de devam edilmiş, "vakfa yedek olmağa münasip" olan Konya ovasındaki bazı tımarlar, külliyeye vakfedilmiştir. Bundan başka daha önce vakıf olmak üzere temlik edilen fakat faal olmayan bazı zaviyelerin vakıf arazileri de külliyenin vakıfları arasına alınmıştır. Külliyeye daha sonra çok sayıda köy, mezra ve yaylağın vakfedildiği Konya Şer'iye Sicillerin'ndeki davalardan anlaşılmaktadır.

Yukarıdaki açıklamalardan, Karapınar Sultan Selim Külliyesi vakıflarının, Akşehir ve Yunak'tan başlamak üzere Lârende (Karaman)'ye kadar geniş bir alana yayıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda Karapınar Sultan Selim Külliyesi, Osmanlı Devleti'nde vakıfları en zengin, dolayısıyla geliri en çok hayır kurumlarından biri oluyordu. Karapınar, külliyeden dolayı büyük meblağlara ulaşan vakıf gelirlerinin toplandığı merkez haline geldi. Bu vakıfın gelirleri, gelip geçen yolculara imarette yedirip içirmek, külliyeyi onarmak ve burada çalışanlara ücret olarak vermek üzere Karapınar'a getiriliyor ve burada harcanıyordu. Böylece Anadolu'nun en ıssız yerinde kurulan Karapınar Kasabası, ekonomik ve sosyal yönden canlandırılmış oluyordu. Bir de Karapınar Kasabası'nda oturanlar, tımarlardaki reayadan farklı olarak, "resm-i bennâk ve cebe ve avârız-ı dîvâniyye ve tekâlif-i örfiyye" ile "mu'azzam şehir halkı gibi bennâk ve cebe resminden"; Sultan Selim Vakfı olan köylerin vermekle yükümlü bulunduğu "sürsat teklifinden muaf tutulmuşlardı14. Bunlar, sancakbeyi ve adamlarının isteği üzerine, diğer reaya gibi, göherçile için odun çekmezler, suğlaya çift sürmeye gitmezler, arpa ve saman gibi salgınlara katkıda bulunmazlardı. Buna karşılık külliyedeki cami ve imaretin ihtiyacı olan un ve odunun temini, su yollarının bakımı gibi işleri yapmakla yükümlü idiler. Karapınar Sultan Selim Külliyesi Vakfı "serbest vakıf" statüsünde olduğundan Karapınar halkının tımar reayasından bir diğer farkı, kendilerine vakfın mütevellisi ve zabiti dışında Karaman Eyâleti Valisi dahil hiçbir taşra yöneticisinin karışma yetkisi yoktu. Hatta suç işleyenlerin cezaları mahkeme tarafından belirlendikten sonra infazına da tımar reayasında olduğu gibi vali karışmaz, vakfın mütevellisi bu görevi yerine getirirdi.Öyle anlaşılıyor ki, Osmanlı Devleti, Karapınar Kasabası'nı kalkınmada öncelikli bölge kabul etmiş, burayı kalkındırmak için yapılması gereken tüm ekonomik önlemleri aldığından başka iskânı özendirmek için kasabada oturanları her türlü vergiden muaf tutmuştur. Diğer taraftan Karapınar'da oturanlar "serbest vakıf statüsüne alınarak idarede özerklik sağlanmış, böylece "ehl-i örf taifesi" yani mahallî yöneticilerce kasabada yapılmak istenenleri önlemeye yönelik vuku bulacak her türlü olumsuz müdahalenin önüne geçilmiştir. Karapınar'a 120 hanenin iskan edilmesine dair ilk emr-i şerifin tarihi 24 Receb 967/20 Nisan 1560'dır. Öyle ise bu tarihte kasabada 120 haneyi barındıracak kadar evin yapılıp hazırlanmış olduğu söylenebilir. Böylece Karapınar Kasabası'nın kuruluş tarihi 20 Nisan 1560 olarak kabul edilip, bundan sonra 20 Nisanlarda kuruluş kutlamaları yapılabilir.Seyyid Lokman'ın anlattıklarına bakılırsa, Sultan II. Selim, harabe durumundaki Karapınar'ı ihya etmek, çevresindeki çölleşmeye yüz tutmuş geniş düzlükte tarım yapılmasını sağlamak maksadıyla bu köyün bulunduğu yerde çok büyük ve güzel bir kent kurmaya ve bunun içinde bir külliye yaptırmaya karar vermiştir. Bununla ilgili yapılacak işlerin "mübaşeretine emin ve mi'mar tayin" buyurmuştur. Yukarıdaki cümlelerden şehzadenin başlangıçta büyük şehirlerde bulunan tüm kurumların Karapınar'da da hazırlanmasını planladığı anlaşılmaktadır. Bu iş için harcanan paralarla, vakıf olarak tahsis edilenler, onun bu niyetini açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

Ancak Seyyid Lokman'ın Karapınar Kasabası'nı tanımlarken "Sultaniyye nâm bir şehr-i hurrem olmuşdur ki, Arab ve Acem ve Türk ve Deylem'de bî-misl ve bî-nazir anılup hûbluğu elsinede -lezkûr ve zîbâlığı tevârihde mesturdur" demesi ve 1570'li yıllardaki vakıf kayıtlarında "mahrûse-i Sultaniyye' yani büyük Sultaniyye şehri olarak geçmesi gerçekleri yansıtmamaktadır. Çünkü Karapınar'ın külliye dışındaki çarşı-pazar ve evleri ile cadde ve sokaklarının hiç de sultanî bir şehre yakışır biçimde inşa edilmediği, âdeta büyük bir köy görünümü arz ettiği başka kaynaklardan anlaşılmaktadır. Nitekim 1766 yılı sonlarında Karapınar'dan geçen Carsten Niebuhr, "Burası kötü inşa edilmiş bir şehirdir" demekle, buna karşılık külliyenin mükemmel bir eser olduğunu vurgulamaktadır. Mustafa Sanaî ise Karapınar'ı bir azim karye yani kocaman bir köy olarak nitelendirmektedir. 1312 H/1894 M tarihli Konya Vilâyeti Salnamesinde Karapınar'ın kayda değer bir şehir özelliği taşımadığı açık bir biçimde vurgulanmakta olup bu durum "Haneleri adetâ köy evleri şeklinde ve çarşı pazarı da o nisbet de olduğundan şayân-ı bahs... olmayıp…" şeklinde ifade edilmektedir. Bu durum Karapınar'daki evlerin, arazinin arazinin ve iklim şekline göre, çevreden kolaylıkla elde edilebilecek malzemeyle, herhangi bir estetik kaygu taşınmadan inşa edildiğini göstermektedir.Osmanlı Devleti, dönemin iskân politikası çerçevesinde, yol güvenliğini sağanak için bazı köyleri surla çevirmiş, vuku bulacak eşkıya baskınlarına karşı o köyde oturan derbendcilerle, buraya sığınan yolcuların can güvenliğini sağlama yönüne gitmiştir. Geniş bir düzlüğün kenarında, dışarıdan gelecek saldırılara açık bir yerde kurulan Karapınar'ın çevresine de l. Selim tarafından sur yaptırılmıştı. Kârgir bir yapı olan Karapınar kalesi , kasabanın Sultan Selim Külliyesi ile hâlen Kale Mahallesi olarak anılan bölümünü kuşatıyordu. XIX. yüzyılda bakımsız ve terk edilmiş durumda olan surun duvarları XX. yüzyıl başlarında tamamen ortadan kaldırılmıştır. Böylece külliye gibi kasabanın sembolü olabilecek bir diğer Türk dönemi eserinden Karapınarlılar mahrum bırakılmışlardır.
3. İskân Durumu
Osmanlı Devleti, bir yerin şenlendirilmesine karar verdiğinde başta konar-göçerler olmak üzere, iskân edilecek yerin özelliğine göre değişik mesleklerden insanları aileleriyle birlikte oraya getirip yerleştirirdi. Karapınar'a iskân konusu da devletçe halledilmeye çalışılmış olup, bu nedenle bir taraftan külliyenin inşası sürerken diğer taraftan kasabaya iskân çalışmaları başlatılmıştır. Karapınar'a iskânın özendirilmesi düşüncesiyle buraya gelip yerleşeceklerin "avarızdan ve tekâtifden muaf" olacakları duyurulmuştur. 20 Nisan 1560 ve 14 Mayıs 1560 tarihli iki belgeye göre kasabaya 120 hâne yerleştirilmiştir. Kanunî döneminde vergilerden muaf olacakların sayısı 120 hâne ile sınırlandırılmışken, II. Selim'in tahta çıkmasından sonra bu tahdit kaldırılarak Karapınar'ın nüfusunun çoğaltılması yönüne gidilmiştir. Devletin amacının Karapınar'ı Orta Anadolu'nun önemli kentlerinden biri haline getirmek olduğu, köy iskânından farklı bir şekilde buraya vasıflı insanlar yerleştirerek bir şehir için gerekli alt yapıyı oluşturmaya çalıştığı belgelerden anlaşılmaktadır. Bunun için 2 Eylül 1579 tarihli bir hükümle Niğde ve Aksaray kadılarından Karapınar'a nalbant, kasap, bakkal, ekmekçi, demirci, terzi ve paçacı esnafının gönderilmesi istenmiştir. Merkezin tüm gayretlerine rağmen Karapınar'ın nüfusu hedeflenen seviyeye getirilememiştir. Çünkü kasabaya iskân ettirilenler ilk fırsatta buradan kaçarak başka kazalara yerleşmişlerdir. 987 H/1579 M tarihli bir hükümle Karaman Eyâleti ve İçil Sancağında görev yapan kadılardan Karapınar'dan kaçıp kendi kazalarında yerleşenlerin geri Karapınar'a gönderilmeleri istenmiştir. Karapınar'a iskân konusuyla devlet XVI. yüzyılın sonlarına kadar yakından ilgilenmiş, fakat, Seyyid Lokman'ın "hâlen nice bin hâne ma'mûr" oldu demesine rağmen, başlangıçta II. Selim'in hedeflediği gibi, Osmanlı döneminde hiçbir zaman bu kasabaya bin hâne oturtulamamıştır, XVI. yüzyıl sonlarında 20 mahalle ve yaklaşık 4590 nüfusa sahip olan Karapınar'ın 1051 H/1641 M'de üç mahallesi ve yaklaşık 1750 nüfusu bulunuyordu. Bu durumu, XVII. yüzyılda meydana gelen eşkıyalık hareketlerine bağlamak gerekir.
Nitekim başka yerlerden gelip Güllü köyüne yerleşen Kör Bayram ile arkadaşları Mahmud ve İbrahim'in 1056 H/1646 M tarihli bir Mühimme kaydına göre, Ereğli-Karapınar, Karapınar-Konya arasında yoldan geçen hacıları ve diğer yolcuları soydukları haberi üzerine, Eskiil Kadısına bunlar hakkında gerekli işlemin yapılması hususunda hüküm gönderilmiştir. Buna benzer olumsuzluklar yüzünden aynı yıllarda Karapınar çevresinden de vakfın birçok reayası, köylerini terk ederek başka yerlere gidip yerleşmişlerdi. Aynı çevreden zaman zaman halkı rahatsız eden mütegallibeler çıkmış, halkı sıkıntıya sokmuşlardır. Devlet, yol güvenliğini sağlamak, çevrede meydana gelecek şakaveti önlemek için 1577-1578'de Karapınar-Ereğli arasında boş bulunan Hortı köyüne 20 hâne iskân ettirmiştir. Karapınar çevresinde can güvenliğini sağlamaya yönelik yapılanmaya XVIII. yüzyılda da devam edilmiştir. Karapınar köylerinden Suğur köyü, yol üzerinde tenha ve tehlikeli yerde bulunduğundan yolcu ve hacıların buradan rahat geçmeleri için 1177 H/1763 M'de derbendci tayin edilmiştir.

Aynı şekilde Karapınar-İsmil arasındaki yol üzerinde tehlikeli bir yer olan Yelekli Burun adı verilen mahalde, 13 Ramazan 1177/16 Mart 1764 tarihli olup Konya kadısı ve mütesellimine sadrazam tarafından gönderilen bir buyuruldu ile, bir han yaptırılıp "insan ve göçebe taifesinden zirâ'at ve hırâsete râğıb ba'zı cemâ'at(ın) dahi iskân" edilmesi istenmiştir. XVIII. yüzyılda, özellikle Lâle Devri'nde Anadolu'da yaklaşık yüz seneden beri sürüp gelen eşkıyalık hareketinin önüne geçilmesi ve bundan sonra yol ve can güvenliğine yönelik devlet tarafından önlemler alınması, Karapınar halkına rahat nefes alma fırsatı vermiş görünmektedir. Nitekim XIX. yüzyılda kasabanın nüfusu, XVI. yüzyıldakine yaklaşarak 4000 kadar olmuştur.
Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı üzere devlet, Karapınar Kasabası'nı kurmuş, buraya iskân edilecek halkın rahatı İçin gerekli tüm ekonomik ve idari önlemleri almıştır. Buna rağmen kasabanın çevresinde güvenliği sağlamada zorluk çekmiş, bu da Karapınar'dan insanların kaçmasına neden olmuştur.
Karapınar'ın Eskiil Kazası'nın Merkezi Olması:
Karapınar, Osmanlı döneminde, Eskiil Kazası sınırları içinde yer alan bir kasaba idi. 1563'te kuruluşu tamamlanınca, çevre köylerle rahat bağlantının Kurulabileceği, köylünün birçok ihtiyacını karşılayabileceği bir kasaba haline geldi. Kazandığı bu önemli konumu nedeniyle Karapınar'ın aslında kaza olarak Osmanlı idarî yapısında yerini alması gerekirdi. Ancak devlet, yeni bir kaza kurarak bir takım değişikliklere gitme külfetinden kaçmış olmalı ki, bunun yerine Karapınar'ı Eskiil Kazası'nın merkezi yapma yönüne gitmiştir. Karapınar'ın Eskiil Kazası'nın merkez kasabası haline getirilmesi, külliyenin tamamlanmasından hemen sonra yani 1563'te olmalıdır. Ancak Karapınar'ın kaza merkezi olduğuna dair kayıtlar daha sonra olup, bunlardan biri 3 Safer 979/28 Mayıs 1571, diğeri 17 Muharrem 979/11 Haziran 1571 tarihli iki hükümdür. Her iki belge de Sultaniyye Kadısına hitaben yazılmıştır.Karapınar'ın Eskiil Kazası'nın merkezi olduğunu gösteren bilgilerin yer aldığı belge ve kaynaklarsa daha çok XVII. yüzyıl başlarına aittir. IV. Murad (27 Temmuz 1612-8 Şubat 1640)'ın Bağdat Seferi sırasında Karapınar'a da uğradığını anlatan Naîmâ, Sultaniyye'nin Eskiil Kazası'nın kasabası olduğuna işaret etmiştir, Evliya Çelebi de Karapınar'a Konya Kazası sınırında "hâkimlikdir" demektedir.Karapınar'a merkezden gönderilen resmî yazıların büyük çoğunluğunun, Eskiil Kadısı'na hitaben yazıldığı görülmektedir. Bununla birlikte XVII. yüzyıldan sonraki bazı belgelerde Eskiil Kadısı'ndan bahsedilmeksizin doğrudan "Karapınar Kadısı"na yazdığı da oluyordu. Nitekim evâil-i Recep 1051/Ekim ortalan 1641 tarihli bir hükümde "Karapınar Kazası" şeklinde geçmekte; 25 Ramazan 1067/7 Temmuz 1657 tarihli hüküm de "Karapınar Kadısına" gönderilmektedir. Şikâyet Defterleri'ndeki evâil-i C.evvel 1126/Mayıs ortalan 1714 tarihli bir hükümde ise, "Karapınar Kazası" şeklinde yazılmıştır.

16 Ramazan 1136/8 Haziran 1724 tarihli Karapınar Sultan Selim Vakfı reayası ile ilgili bir ferman ile 20 C. Âhir 1192/16 1778 tarihli vakfa dair bir yazışma da "Karapınar Kadısına" hitaben yazılmış; Eskiil kadısının Karapınar'da oturduğuna da işaret edilmiştir. Eskiil Kadısı Abdulkadir Efendi tarafından İstanbul'a gönderilen 20 C. âhir 1236/25 Mart 1821 tarihli arzda "bir kıt'a fermanın Karapınar Mahkemesi'nde okunarak halka duyurulduğu bildirilmektedir. Yine 9 Şevval 1241/17 Mayıs 1826 tarihli bir tahrirat hülâsasında "Eskiil Kazasına tâbi Karapınar Kazası" denmektedir.
Yukarıdaki bilgiler değerlendirildiğinde denilebilir ki Sultan Selim Külliyesi'nin tamamlandığı 1563'ten itibaren Eskiil Kazası'nın merkezi Karapınar olmuş; bu nedenle Eskiil Kazası Kadısı Karapınar'da oturup davalara bakmıştır. Bu durum 1855 yılındaki düzenlemeye kadar böyle devam etmiş, bu tarihten itibaren Eskiil Kazası lağvedilerek bu kazaî birim Karapınar Kazası adını almıştır. Böylece 300 senelik bir gecikmeyle Karapınar adıyla bir kaza resmen kurulmuştur.
KARAPINAR'IN (KONYA) COĞRAFÎ ÖZELLİKLERİ
Karapınar, Konya'nın 95 km. doğusunda yer alır. Batısında, Konya (Karatay) ve Çumra; güneyinde, Karaman ve Ayrancı; doğusunda, Ereğli; kuzey Doğusunda, Emirgazi; kuzeyinde Aksaray vardır . Yüzölçümü 2669 km2'dir. Konya'yı doğuya bağlayan çok önemli ve işlek bir karayolunun üzerinde yer alır.İlçenin ismi, "Pınarbaşı" denilen yerden çıkan "Karasu" kaynağı ile ilgilidir. Bu gün artık kurumuş olan Karasu kaynağına adına izafeten, burada kurulan yerleşim yerine de "Karapınar" denilmiştir. "Sultaniye" isminin verilmesi ise, Kanuni Sultan Süleyman zamanına kadar iner. Özellikle resmî kaynaklarda geçen Sultaniye ismi, 1934 yılında Karapınar olarak değiştirilmiştir.
Karacadağ volkanı, ilçe sınırı içerisindeki en önemli dağlık kütledir. Bir başka önemli volkanik kütle, Üzecek Dağı'dır. Bu iki dağlık alanın arasında Karapınar Ovası yer alır. İlçenin kuzey kesimleri, Obruk Platosu tarafından çevrilmiştir. Güneyde ise Türkiye'nin en fazla rüzgâr erozyonuna maruz kalan sahası vardır.Tipik bir kara iklimi hüküm süren Karapınar'da, yazları çok sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlıdır. Türkiye'nin en az yağış alan yerlerinden biridir. Yıllık ortalama yağış miktarı yaklaşık 280 mm. civarındadır. Bunun için bitki örtüsü zayıf ve ormansızdır. Rüzgâr erozyonu büyük hasar yapar. Rüzgâr erozyonunun önlenmesi için yoğun çalışmalar yapılmış ve olumlu sonuçlar alınmıştır.İlçenin merkez nüfusu yaklaşık 28.000 (1997), köyleriyle beraber toplam nüfusu ise, 44.400 (1997)'dür. Yağışların az olması ve yerüstü sularının yetersizliği ilçede, kuru tarımı ön plana çıkarır. Tarım alanlarının içinde nadasa ayrılan sahalar oldukça önemli bir oran tutar. Kurak iklimin tesiriyle bitki örtüsü, çoğu tek yıllık otlardan müteşekkil, step de denilen bozkırdır. Nitekim, ilçede hayvancılığın yaygın olması bu yüzdendir. İlçede özellikle tarıma dayalı sanayi gelişme yolundadır. Zengin turistik varlıklarına rağmen turizm gelişmemiştir.

FİZİKÎ COĞRAFYA ÖZELLİKLERİ
Jeolojisi ve Jeomorfolojisi:
Konya ovası ile beraber Karapınar ve civarı da Hersinien Orojenezinden etkilenmiş ve Alp Orojenezi ile de esas şeklini almıştır. Paleozoik şist, fillat ve mermerleri kıvrım hareketlerinden çok etkilenmiş, yer yer birbirleriyle irtibatlı kırıklar meydana gelmiştir. Bu kırıklardan biri Karapınar'ın kuzeyindeki Sultan Fayı, diğeri ise Karacadağ'ın batı kenarı boyunca uzanan Karacadağ Fayı'dır.
İç Anadolu, Paleozoik'te jeosenklinal fasiyeste bulunmaktadır. Mesozoik'te, İç Anadolu'nun yerinde bulunan Mesoje jeosenklinali, orojenez safhasına geçmiştir. Tersiyer'de ise esas şeklini kazanmıştır. Miosen'de su yüzüne çıkan Toroslar, (İç Anadolu ile Akdeniz'in irtibatını kesmiş, böylece Pliosen'de Karapınar'ın da içinde bulunduğu kesimde çok büyük bir göl oluşmuştur. Yaklaşık 20-25 m derinliğinde olan göl, daha sonra iklimin ısınması ve buharlaşmanın artmasıyla yavaş yavaş kurumuştur. Bu eski gölün yerinde zaman zaman tuzlu veya tatlı su bataklıkları oluşur. Burada oluşan gölün izlerine Karapınar civarında rastlamak mümkündür. Meselâ, kurutulan bataklıklar, bu büyük gölün zamanımıza kadar gelen kalıntılarıdır. Ayrıca Karapınar çevresinde, içlerinde bol miktarda tatlı su canlılarına ait kavkı ve kabukların bulunduğu fosilli kum ocakları, bu gölün kıyı kesimlerine tekabül eder.
İç Anadolu'daki volkanik faaliyetler, geniş kapsamlı olarak Miosen'de başlamış, esas faaliyetler Pliosen'de ve kısmen de Kuaterner'de olmuştur. Hatta, tarihi çağlarda da volkanik püskürmelerin olduğu ifade edilmektedir. Karapınar'ın kuzeyi ve kuzey batısındaki Obruk Platosu'nu oluşturan jeolojik formasyonlar, Neojen, özellikle de Pliosen yaşlı limnik sedimentlerden oluşur. Bunların içindeki litolojik birimler, kumlası, kiltaşı ve kalkerlerdir. Karacadağ volkan kütlesini oluşturan volkanitler, Neojen-Kuaterner yaşlı olup, piroklastik maddeler ve çeşitli lavlardan ibarettir. Bunlar, volkan cürufu, volkan kumu ve külü, sünger taşı, tüf, ignimbirit, aglomera, andezit ve bazaltlardır. Karapınar Ovası ise, tamamen Kuaterner'e ait eski ve yeni alüvyonlarla örtülüdür.

Karapınar (Sultaniye) Ovası
İlçenin kuzey doğusunda kendi adıyla anılan bir ova vardır. Denizden ortalama yükseltisi yaklaşık 1000 m. Kdar olan Karapınar (Sultaniye) Ovası'nın tabanı, alüvyonlarla örtülüdür, Karapınar Ovasının güney ve doğusunda Karacadağ volkanik kütlesi; kuzey ve batısında ise, Neojen (Pliyosen) tabakalarından oluşan Obruk Platosu yer alır. Güney batısında Hotamış ovasıyla dar bir şekilde birleşen ovanın kuzeydoğu-güneybatı yönünde uzunluğu 30 km.; genişliği 10-12 km.'dir.
Obruk Platosu:
Karapınar'ın kuzeyini ve kuzeybatısını çevreleyen Obruk Platosu, Tuz Gölü Havzası ile Konya Ovası arasında yer alır. Doğusunda Karacadağ, Hasan Dağı ve Melendiz Dağları; batısında ise, Bozdağlar vardır. Obruk Platosu'nun genel jeolojik birimleri, yatay yapılı, Neojen yaşlı, kalker, marn, kiltası ve kumtaşı'dır. Üzerinde çok sayıda obruk vardır. Karapınar'ın bir çok yaylası bu plato üzerindedir.
Karacadağ Volkanik Kütlesi:
Karapınar Ovasının güney ve doğusunu oluşturan Karacadağ volkanik kütlesi, kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan İç Anadolu volkan grubu içerisinde yer alır. Diğer volkan dağlan, Karadağ, Hasan Dağı, Melendiz Dağı ve Erciyes Dağı'dır. Karacadağ Volkanik Kütlesi, 30 km. uzunluk ve 15 km. genişliktedir. Yapısında andezit, volkanik tüf, aglomera ve son püskürme ürünü olan bazaltlar vardır. Üzerinde ve civarında, eski veya yeni çok sayıda volkanik şekillere rastlanılır. En yüksek yeri Kurşuncukale tepesi (2025 m.) olan Karacadağ'ın ova tabanından nispî yükseltisi 1030 m. dir. Karacadağ'ın üzerinden inen ve ancak yağışlı devrelerde akışlı olan çok sayıda dere vardır. Bu dereler, ovaya açıldıkları kesimlerde, getirmiş oldukları malzemeleri yığarak, birikinti konileri oluşturmuşlardır. Karacadağ'da volkanik faaliyete bağlı olarak meydana gelmiş koni, krater, kaldera, maar gibi çeşitli şekiller vardır. Bunların bir kısmı dış kuvvetlerin tesiriyle kısmen şekil unsurlarını kaybetmiş, bir kısmı ise henüz tazeliklerini korumaktadır. Karacadağ'ın güney batı eteklerinde, volkanik patlamalarla oluşmuş iki patlama krateri olan, Acıgöl ve Meke Tuzlası Gölü bulunmaktadır.
Acıgöl:

Karapınar'ın 8 km. kadar doğusunda, Karapınar-Ereğli yolunun kuzeyinde olup, yoldan görünmektedir. Uzun ekseni 1750 m.; kısa ekseni ise 1250 m. olan bir elips şeklindedir. Kraterin çevresinde piroklastik malzeme yaygındır. Yamaçları oldukça diktir. Oluşumunda volkanik patlamanın yanı sıra karstlaşmanın da etkisi vardır.
Meke Tuzlası Gölü:
Karapınar'ın 7 km. kadar güney doğusunda, Acıgöl'ün ise 4 km. kadar güney batısındadır. 1, 5 km. genişlikte ve elips şeklindeki kreterin ortasında, göl düzeyine göre yaklaşık 140 m. yüksekliğinde piroklastik malzemeden oluşan bir tepe vardır. Meke Tuzlası'nın oluşumunda iki safha söz konusudur. Birinci safhada, önce volkanik bir patlama neticesinde genişçe bir krater oluşmuş, buraya sular dolmuştur, ikinci safhada ise gölün ortasında riyolit ve bazalt cüruflarından oluşan bir koni teşekkül etmiştir. Kraterin içindeki gölün derinliği 10-12 m. dir. Göl sularının tuzlu olması, buranın 1952'ye kadar tuzla olarak işletilmesine yol açmıştır. Gerek Acıgöl'ün ve gerekse Meke Tuzlası'ndaki gölün sularında bol miktarda sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, klor, sülfat, hidrokarbonat ve karbonat vardır.
Obruklar
Obruk Platosu'na da adını veren obruklara, Karapınar ilçesinde çok sayıda rastlanır. "Obruk" kelimesi, oyuk, çukur, çökmüş yer anlamına gelir. Karstik yer şekillerinden olan obruklar, yer altındaki kalker gibi eriyebilen kayaçların zamanla boşluklar meydana getirmesi (mağara) ve bu boşlukların tavanlarının çökmesiyle oluşurlar. Obruklar, birer tabiat harikasıdır. Örnek olması açısından, burada içerisinde su bulunan ve en iyi gelişmiş olan ikisinden bahsedilecektir.
Meyil Obruğu:
 Karapınar'ın yaklaşık 35 km. kadar kuzey batısındaki Meyil Yaylası'nda yer alır. Neojen'e ait tabakalar içerisinde gelişmiştir. Obruk, uzun ekseni 650 m. olan büyük bir elips şeklindedir. Obruk yamacının kuzey kesimi daha dik ve daha yüksektir. Güney yamacı ise daha az eğimli ve alçaktır. Obruk içindeki gölün kıyısına inen yol, daha az eğimli olan güney yamaçtadır. Maksimum derinliği 40 m. olan gölün su rezervi 2.5 Milyon m3'tür. Buradan yaklaşık 20 m. yukarıya su basmak suretiyle, sulama suyu temin etmek mümkündür.
Çıralı Obruğu:
Karapınar'ın 26 km. kadar kuzey batısındaki Büyük Çıralı Yaylası'nın 300 m. kadar batısında yer alır. Obruk gölüne, batı yamaçtaki yolla inilir. Obruk yamacındaki yatay yönde yer yer 10 m. yi geçen derinliklere sahip mağaralar, erozyonla beraber insan eliyle oyulmuştur. Roma devrine ait çeşitli kalıntıların bulunması, buradaki mağaraların bir zamanlar, mesken ; olarak kullanıldığını gösterir. Obruğun ağız çapı, 375 m., gölün içindeki gölün maksimum derinliği 35 m., su rezervi ise, yaklaşık 500 bin m3 tür. Obruk Platosunda, obruk oluşumu günümüzde de devam etmektedir. Nitekim Yavşan Çukuru Yaylasında Mayıs 2000 tarihinde yeni bir obruk oluşmuştur.

İklimi
Karapınar'da tipik bir karasal iklim hüküm sürer. Yazlan çok sıcak ve kurak, kışları, soğuk ve kar yağışlıdır.
Ortalama Sıcaklık
Karapınar'da 21 yıllık rasat verilerine göre (iklimle ilgili veriler İnan 1988'ten temin edilmiştir) yıllık ortalama sıcaklık 10.9 °C'dir. Aylara ait ortalama sıcaklıklar ise, -0.4 0C ile 22.6 0C arasında değişmektedir. Buna göre en soğuk ay Ocak, en sıcak ay ise, Temmuz ayıdır. Temmuz (22.6) ve Ağustos (21.4 °C) aylarının ortalama sıcaklığı 20 0C'nin üstündedir. Sıcaklık amplütüdü 23°C'dir. Ocak ayında sıfırın altında olan sıcaklıklar, Şubat ayından itibaren devamlı bir yükselme göstererek maksimum değere Temmuz ayında erişmektedir. Sıcaklık, Ağustos ayında pek belirgin olmamakla birlikte artık düşmeye başlamaktadır.
 Eylül ayından itibaren ise sıcaklıkta hızlı bir düşüş olmakta, bu durum, Aralık ayının sonuna kadar devam etmektedir. Sadece iki ayın sıcaklık ortalaması 20 0C'nin üstünde olduğu için, Karapınar ve çevresinin sıcaklık rejimi, Orta kuşak termik rejim tipindedir.
Ortalama Yağış Miktarları ve Yağış Rejimi

29 yıllık rasat verilerine göre yıllık ortalama yağış miktarı Karapınar'da 279.5 mm. dir. Yıl içinde yağışın aylara dağılışı düzensizdir. Nitekim, aylık yağış miktarlarının 1.2 mm. ile 39.3 mm. arasında değiştiği görülür. En yağışlı ay Mayıs (39.3 mm), en kurak ay ise Ağustos (1.2 mm.) ayıdır. Ağustos ayından itibaren yağışlarda bir artma görülür ve Aralık ayına kadar artış devam eder. Aralık ayından sonra yağışlarda görülen tedricî azalma, Nisan sonuna kadar devam eder. Mayıs, yılın en yağışlı ayıdır. Bu aydan sonra en kurak aya doğru yağışlarda hissedilir bir azalma görülür. Yağışın mevsimlere dağılışına bakıldığında en kurak mevsimin yaz, en yağışlı mevsimin de ilkbahar olduğu görülür. İlkbahar mevsiminden sonra en yağışlı mevsim kıştır; bunu sonbahar takip eder. Yıllık yağış miktarının %38'i ilkbahara, %36'sı kışa, %17'si sonbahara ve %9'u da yaz mevsimine isabet eder. Bu değerlere göre yağış azamisi ilkbahara, asgarisi ise yaza rastlamaktadır. Böylece Karapınar'ın yağış rejimi, "yazları kurak, ilkbaharda yağışlı geçen karasal iklimin yağış rejimi tipi"ne uymaktadır.
Toprak Özellikleri
Karapınar Ovasında beş büyük toprak grubu görülür. Bunlar, kumlu topraklar, tınlı topraklar, killi topraklar, kireçli-kalkerli topraklar ve çorak topraklardır.Buradaki toprakların yapısında genellikle üst tabakada, tınlı-kumlu topraklar, aşağılarda ise kil bulunmaktadır. Bu topraklar kireç ve potasça zengin, organik madde ve fosfor bakımından fakirdir. Ovanın güney ve güney doğusunda, yanardağ bacalarından çıkan lav külleri geniş yer kaplamaktadır. Karacadağ'ın doğu ve batısında bataklık ve çorak topraklar yer alır. Karapınar'ın kuzey ve kuzey batısına doğru gidildikçe (obruk gölleri ve çevresinde) gevşek yapılı, kireçli topraklar yaygındır. Güneyde erozyon bölgesinde ince kum yatakları olup, aşırı derecede erozyona uğramaktadır.
GÜNÜMÜZDE KARAPINAR

Karapınar İlçesi Konya'nın 95 km. doğusunda yer alır. Batısında Konya İli ve Çumra İlçesi güneyinde Karaman İli ve Ayrancı İlçesi, doğusunda Ereğli İlçesi, kuzeydoğusunda Emirgazi İlçesi ve kuzeyinde Aksaray İli ile çevrilidir. Yüz ölçümü 3.030 km2'dir. Deniz seviyesinde yüksekliği 1026 metre'dir. Konya'yı doğuya bağlayan çok önemli ve işlek bir karayolunun üzerinde yer alır.
Hotamış, İslik, Kayalı ve Yeşilyurt olmak üzere dört (4) adet Beldesi ile Kesmez, Akören, Oymalı, Şabanlı, Hasanoba, Karakışla, Çiğil, Yenikuyu, Ortaoba, Kayacık, Küçükaşlama, Akçayazı, Sazlıpınar, Yağmapınar ve Kazanhüyü olmak üzere onbeş (15) adet köyü vardır.
Merkezde yirmi dört (24) adet Mahallesi ile merkeze bağlı yüzellialtı  (156) adet yaylası bulunmaktadır.
Köylerimize bağlı otuzbir (31) adet Yaylası (Mezra) vardır.
Kayalı Beldesine bağlı dokuz (9) Yayla, Yeşilyurt Beldesine bağlı dört (4) Yayla, Hotamış Beldesine bağlı dört (4) yaylası olup, İslik Beldesine Bağlı Yaylası yoktur.

2000 Yılı Genel Nüfus Sayımına göre nüfusu 55.734'dür. Toplam nüfusun 35.285'i şehir merkezinde, 12.894'ü Beldelerde ve 7.555'i de köylerde yaşamaktadır.
Buğday, arpa ile şeker pancarı bölgenin en belirgin ürünleri arasında olup, son yıllarda mısır ziraati de gelişmektedir.
Hayvancılık ve ziraatın dışında sanayi ilçede gelişmekte olan başka bir sektördür. KAR-YEM A.Ş yem fabrikası, BEYDERE UN fabrikası, ANIL TEKSTİL atölyesi, VOLKAN TUĞLA Fabrikası ile süt ürünlerini işleyen diğer tesisler belli başlı sanayi tesislerimizdir.

Türkiye Rüzgâr Erozyonun %20' sinin yaşandığı bölgede halkın geçimi ziraat ve hayvancılıktır. 836.000 dekarlık mer'a alanı ile ülkemizin hayvancılık yönünden en önemli yerlerinden biridir.
Karapınarda  1 adet Devlet hastanesi, 2 adet sağlık ocağı ve 1 adet özel hastane  ile  sağlık hizmetleri verilmektedir.
Eğitim durumu Selçuk Üniversitesine bağlı Meslek Yüksek Okulu , Sağlık Meslek Lisesi, Anadolu Lisesi, METEM, 2 adet lise ve 2 adet dershane bulunmaktadır.
Belediye Spor ve Esnaf Spor kulüpleri  ile Karapınarda  spor faaliyetleri yapılmaktadır
İlçe Emniyet Müdürlüğü
İlçemizde İlk Emniyet Teşkilatı 1965 yılında Emniyet Komiserliği olarak faaliyete başlamış, İçişleri Bakanlığının 15.10.1988 tarihli olurları ile B tipi İlçe Emniyet Amirliğine dönüştürülmüş ve Bakanlar Kurulunun 18.10.1989 tarih ve 89/14645 sayılı kararı ile B tipi İLÇE EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜNE  dönüştürülmüştür. Halen B Tipi İlçe Emniyet Müdürlüğü olarak hizmet vermektedir. İlçe Emniyet Müdürlüğü kendi binasında Polis Merkezi Amirliği, Asayiş Büro Amirliği , Trafik Tescil Denetleme Büro Amirliği ve Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliği hizmetleri verilmekte olup ,Pasaport hizmeti ilçemizde verilmemektedir.Sorumluluk bölgesi 1986 yılında yapılan bir protokol ile İlçemiz doğusunun 25’inci Km.’si,  güneyde 30 km., kuzeyde 40 km., batıda ise 25 km. içerisinde kalan toplam 1800 Km2’lik  bölge,  bu bölge içerisinde kalan 24 mahalle ve bu mahallelere bağlı 156 yayla sorumluluk bölgemizdedir.  İlçe merkezinin nüfusu 2000 yılı nüfus sayımlarına göre nüfusu 38.100’dür. Halkı genelde yerli  halk olup, nüfus 7-8 sülaleden oluşmuştur.

İlçede 19 dairelik Polis Lojmanı mevcuttur, 
İrtibat Telefonları:
İlçe Emniyet Müdürlüğü Santral:
Telefon : 0 332 755 69 13  -  755 69 14 -  755 69 15
Faks: 0 332 755 69 18
Trafik Tescil Denetleme Büro Amirliği:
Telefon : 0 332 755 69 17
Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliği:
Telefon-Faks : 0 332 755 69 16
Adres: Konya-Adana Devlet Karayolu Üzeri Çetmi Mezarlığı karşısı

T.C. Konya Emniyet Müdürlüğü - Bilgi İşlem Şube Müdürlüğü 2005
Musallabağı Mh. Telgırafçı Hamdibey Cd. Selçuklu KONYA
Tel : 332 237 64 00   Fax : 332 235 25 16