|
Hızın Sürücü Davranışına Etkileri Hızın Çarpışma Şiddeti Üzerine Etkisi Hızın Ölüm ve Yaralanma Üzerine Etkisi Hız ile Sürücünün Görme Yeteneği Arasındaki İlişki Küçük Hız Değişimlerinin Sonuçları Sürücüler ve Yolcular İçin Hız-Ölüm İlişkisi Yayalar İçin Hız-Ölüm İlişkisi |
||||
|
Hızın Etkileri
Trafik kazalarının en önemli nedenlerinden biri hızlı araç kullanmadır. Hızlı araç kullanmakla üzerimize aldığımız riskleri değerlendirmek gereklidir. Yalnız ‘aşırı hız’ değil, hız limitlerinin biraz üstündeki hızlarda acı sonuçlar doğurabilir. Hızın, trafik kazalarının en önemli nedeni olduğu hepimizce bilinen bir gerçektir. Ancak ilginçtir, bu gerçek altında yatan nedenler ve hızın hangi etkileri sonucunda kazalara sebebiyet verdiği, aşırı hız ile almış olduğumuz riskler ve sonuçları üzerinde yeterince durulmamıştır. Belki de bu yüzden sürücülerce çeşitli trafik kural ihlalleri günde, ayda hatta yılda bir yapılırken, hız ihlalleri her an yapılmaktadır. Bu nedenle, hızlı araç kullanmanın en doğal, en yaygın yapılan fakat en tehlikeli kural ihlali olduğunu söylersek yanılmış olmayız. Yapılan çalışmalar şunu göstermiştir: Hızın sürücülerin fiziksel-psikolojik yapıları ve kazaların sonuçları üzerinde yadsınamayacak etkileri bulunmaktadır. Bu etkilerden bazıları kazanın oluşumuna direkt olarak sebep olurken bazıları da meydana gelen kazaların sonuçlarını daha da vahimleştirmektedir. Yansıda da görmekte olduğunuz; · Sürücü davranışına olan etkiler, · Sürücülerin görme yeteneği üzerine etkileri · Çarpışma şiddeti-yaralanma ve ölümler üzerine olan etkiler, hızın kazalar üzerindeki etkilerini içeren üç ana grubu oluşturmaktadır.
Hızın Sürücü Davranışına Etkileri
Sizlere şimdi bahsedeceğim konu hızlı gittiğimizde algılamamızın nasıl zayıfladığıyla ilgilidir. Çevrenizdeki insanları şöyle bir hatırlayın. Daha çok ne tür insanlar hız yapıyor dersiniz? İnsanlar herhangi bir tehlikenin üstesinden gelebilmek için “sezmek”, “tanımlamak”, “tahmin etmek”, “karar vermek” ve “uygulamak” basamaklarını sırasıyla yaşarlar Hızın sürücü davranışlarına etkisi bu basamaklar dikkate alınarak incelenmiştir. Şüphesiz sezmek ile uygulamak arasında geçen süre durumun karmaşıklığı ve belirsizliği ile artış göstermektedir. Bir başka deyişle karşılaşılan olay karmaşıklaştıkça algılama, karar verme ve uygulama için sürücünün daha fazla zamana ihtiyacı olmaktadır. İşte, tam bu noktada hız artışının olumsuz etkilerinden birisiyle karşı karşıya kalmaktayız. Hız artışı sürücünün sürüş sırasında çevredeki bilgileri toplama sürecinde, ayırt etme ve tanımlama için gerekli süreyi yok etmektedir. Burada esas önemli nokta ise hiçbir sürücünün (deneyimli-deneyimsiz, kadın-erkek, genç-yaşlı vs...) bu etkiden kaçınamamasıdır. Bilindiği üzere yeterli derecede tanımlanamayan veya algılanamayan tüm araçlar veya nesneler muhtemel tehlike unsurudur ve meydana gelen trafik kazalarının da başta gelen etkenlerden biridir. Sonuç olarak, hız algılamayı güçleştirir. bu güçlük nedeniyle de çevredeki insan ve araçlar yeterince görülemediğinden kazalar meydana gelmektedir. Sürücülerin algılama ve davranışlarına hızın etkilerini konuşmayı sürdürüyoruz. Sürücüler hızlı gittiklerinde, karşıdan gelen araçların hızını olduğundan az, mesafelerini olduğundan fazla algılarlar. Bu doğru mu, ne dersiniz? Trafikte olayların algılanması, diğer yol kullanıcıların davranışının sezilmesi şeklinde olur. Hız artışı bu olayların gelişiminde aksamalara sebep olur. Yansıda görülebileceği üzere araştırmalar özellikle sürücülerin karşı yönden gelen araçların hızlarını gerçeğin altında, uzaklıklarını ise gerçeğin üstünde tahmin ettiklerini göstermektedir Bu durum, bilhassa kavşaklarda ve araçlarla yaya veya bisikletli gibi diğer yol kullanıcılarının karşılaşma ihtimali olan yol kesimlerinde büyük sorunlar yaratmakta ve ana kaza nedenlerini teşkil etmektedir Böylesi durumlarda sürücü, yaklaşan diğer yol kullanıcıların hızı ve mesafesi hakkında bilgiye ihtiyaç duyar. Çünkü diğer yol kullanıcı muhtemel karşılaşma noktasına gelene kadar sahip olduğu ve kazaya sebep olmaksızın gerekli manevrayı yapabileceği süreyi tahmin etmek zorundadır. Ancak, yansıda yer aldığı gibi karşılaşma noktasını olduğundan daha ileride düşünen ve bu doğrultuda kendini ayarlayan sürücü gerçeği anladığında çoğu zaman çok geç olmaktadır. Sonuçta hiç bir kazanım sağlamayan, bir kaç kilometre/saat’lik hız artışı yanlış algılama ve tahmine sebebiyet vermesi sonucu kazaya neden olabilecek bir tehlike olarak pusuda beklemektedir.
Hızın Çarpışma Şiddeti Üzerine Etkisi
Hız arttıkça çarpışmanın şiddeti artmaktadır. Bu yansıda işleyeceğimiz konu hızla çarpışma etkisi arasındaki ilişkidir. 50 km/saat’lik bir hızla seyrederken meydana gelen bir çarpışmada, hiçbir şey olmayacağını mı sanıyorsunuz ? Araçlarda meydana gelen hasar, kazadaki çarpışmanın şiddetine bağlıdır. Yansıda yer alan grafik değişik çarpışma hızlarında araçlarda meydana gelen hasar derinliğini göstermektedir. Bu grafikteki sonuçlar, aracın seyir halindeyken çeşitli hızlarla bariyere çarpması sonucu meydana gelen hasarları göstermektedir. Grafik dikkatle incelendiğinde, şehir içi hız limiti olan 50 km/saat’lik hızdaki bir çarpışmada dahi araçta oluşacak muhtemel darbe derinliği 0.75m olacaktır. Bu sizce önemsiz bir hasar mıdır? Hele bu hızla çarptığınız bir bariyer değil de insan ise belki aracınızdaki hasar daha az olabilir. Ancak yaya üzerinde meydana getirmiş olduğunuz hasar büyük ihtimalle onun yaşamına son vermenize neden olacaktır. Ayrıca çarpışmanın zıt yönlerde seyreden araçlar arasında kafa kafaya olduğunu düşünürsek şüphesiz meydana gelecek hasarlar grafiktekinden çok daha vahim olacaktır.
Hızın Ölüm ve Yaralanma Üzerine Etkisi
Hızın etkileri, çarpışma sonuçlarını baz alarak sürdürüyoruz. Acaba, trafik kazalarında niçin bu kadar kayıp veriyoruz? Hızlı araç kullanmakla, hangi riskleri üzerinize alıyorsunuz? Trafik, ülkemizde her yıl binlerce insanın ölümüne, yüz binlerce insanın yaralanmasına neden oluyor. Bu durum öylesi ürkütücü bir hale geldi ki son 10 yılda kaybettiğimiz insan sayısı 50 bini aştı. Rakamlar bazen gerçekleri çok açık bir ve çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Bir düşünün 50 bin nüfuslu bir il merkezimizin veya ilçemizin haritadan silindiğini. İnanılmaz değil mi? Tam bu aşamada “neden?” sorusunu sormamak imkansız hale geliyor. Neden? Acaba araçlarımız mı gelişmemiş? Yoksa yollarımız mı çok kötü? Yoksa başka bir şey mi? Kullandığımız araçlar için gelişmemiş demek veya kazaların önemli nedeni olarak göstermek hiç de gerçekçi bir yanıt olmaz. Yollarımıza gelince ise kusursuz diyemeyiz .Ancak şu ana kadar hiç bir yolun normal şartlar altında seyreden bir aracı üzerinden attığı görülmemiştir. Öyleyse sorumuzun cevabını başka yerlerde aramamız gerekiyor. Bu durumda geriye kalan tek unsur sürücü faktörüdür. Peki sürücülerimiz mi kötü? Yoksa iyi niyetli mi değiller? Doğru yanıt hiç birisi. Sürücülerimiz ne yeteneksiz ne de kötü niyetli. Fakat genel olarak bir eksiklikleri var. O da yetersiz risk bilgisine sahip olmalarıdır. Risk bilgisi sürücüde beraberinde risk bilincini oluşturur. Risk bilgisi sürücünün aracını kullanırken tercih etmiş olduğu davranışlar sonucu üstlenmiş olduğu risklerden haberdar olması durumudur. Hızlı araç kullanmakla, hangi riskleri üzerimize alıyoruz. Yansıda görüldüğü gibi hız artışları sonucunda ciddi ölüm ve yaralanmalar olmaktadır. Bu oranları grafik üzerinde inceleyelim Örneğin şehir içi bir yolda 30 km/saat hızla yani hız limitlerinden 20 km/saat daha düşük bir hızda araç kullanmakta olduğunuzu varsayalım. Bu hız, tüm ölümlerin % 10‘unun, tüm yaralanmaların ise % 40‘ının gerçekleştiği hızdır. Eğer hızınızı normal hız limitlerine yani 50 km/saat hıza çektiğinizi düşündüğümüzde; tüm ölümlerin %30‘unun tüm yaralanmalın ise % 100’ünün yani tamamının gerçekleştiği hıza çıkmış olursunuz. Buradan çok çarpıcı bir sonuç çıkmaktadır. Buna göre toplam ölümlerin % 30’u ve toplam yaralanmaların ise hemen hemen tamamı şehir içi hız limitleri altında oluşmaktadır. Saydığımız hızlarda bile çok büyük ölüm ve yaralanma risklerini üzerimize alıyoruz. Dikkat edersiniz şu ana kadar hiç yüksek hızlardan bahsetmedik. Ancak buna rağmen hızların birinde toplam ölümlerin % 10’unun, diğerinde ise % 30 ‘unun gerçekleştiğini görüyoruz. Bu örnek şu gerçeğe parmak basmaktadır. Hız limitleri trafikte bir düzeni sağlamak ve belirli hızlar ölçü alınarak inşa edilmiş yollarda kaza oluşumunu engelleyebilmek için konulmuştur. Ancak şu gerçek asla göz ardı edilmemelidir. Hız limitleri sizlere düzenli bir sürüş ortamı sağlar ama kesinlikle risklerden arındırılmış bir sürüş imkanı yaratamaz. İster hız limitlerinde isterse hız limitleri altında seyredin, her durumda hızınız oranında belirli bir oranda ölüm ve yaralanma riskini üstlenmek durumundasınız. Sonuç olarak şu asla unutulmamalıdır. Gaz pedalına her ekstra basış, kilometre saatinin ibresinin sağa doğru her hareketi, hem sürücü olarak sizin, hem yolcu olarak aracınızda bulunanların, hem de çevrenizdeki diğer yol kullanıcıların üstlenmiş oldukları ölüm ve yaralanma risklerini arttırmaktadır · Hızın yasal sınırlar üzerinde olması · Hızın yasala sınırlar dışındaki hava yol trafik ve yük durumuna göre azaltılmaması · Ölüm ve yaralanma riskini artırır Kimi sürücüler için risk bilincini kavramış olmanın yolu, o riski bizzat yaşamış olmaktan geçmektedir. Ancak şu husus göz ardı edilmemelidir. “Gerçek hayat, insana her zaman ikinci bir şans vermeyebilir.” · Hayat, bizlere her zaman ikinci şansı vermeyebilir · Keşke demektense riske girmeyi ve hızlı araç kullanmamayı yeğlemeliyiz Ayrıca önemsemediğiniz bir durum karşısında almış olduğunuz risk, sizin için düşünmek dahi istemediğiniz kötü sonuçlar doğurabilir ve bu durumda keşke demek hiçbir şeyi geri getirmez.
Hız ile Sürücünün Görme Yeteneği Arasındaki İlişki
Sürücüler aracın hızını arttırdıkça dış dünyayı algılamaları zayıflamaktadır. Bu durum deneyimli, deneyimsiz tüm sürücüler için geçerlidir. Gerçekten, süratli araç kullandığınızda bakar kör mü oluyorsunuz? Sürücülük, tema olarak bir görme eylemine dayanır. Normal şartlar dahilinde, yatayda 190 ° ile 200 °’lik bir alan sürücünün kontrolü altındadır. Sürücüler bu görsel alan içinde tüm hareketleri, renk ve ışık değişimlerini kontrol edebilmektedirler. Kontrol altındaki bu görsel alanda, eşyaların ve olayların gözlenmesi “sezmek” olarak tanımlanır. Bu noktada hızın önemli bir etkisi ortaya çıkar. Artan hız, herhangi bir eşya ya da olaya yönelik görsel algılama için gerekli zamanı yok eder. Yani sürücü eşya ya da olayı yeterli derecede göremez. Bu da ilgili eşya ya da olayın algılanma olasılığını düşürür Bu trafikte çok büyük risklerin üstlenilmesi demektir. Çünkü “Trafikte algılanmayan ya da eksik ve yanlış algılanan eşya ya da olay muhtemel kaza sebeplerini oluştururlar. ”Sonuç olarak hız sürücünün gördüklerini algılamasını engeller. Ancak, şu kesinlikle göz ardı edilmemelidir: Hızın sürücü üzerindeki bu etkileri tüm sürücüler için geçerlidir. Hiç bir sürücü (deneyimli-deneyimsiz, kadın-erkek, genç-yaşlı vs...) bu olumsuz etkiden kaçınamaz. Hız artışının bu olumsuz etkilerinin yanı sıra “Tünel Görüş” ve “Sürat Körlüğü” gibi sürüş esnasında görüşü kısıtlayan etkileri de bulunmaktadır. Şimdi “Tünel Görüş” ve “Sürat Körlüğü”ne demektir, bunları inceleyelim. Tünel GörüşüTünel görüşü, hızlı araç kullanırken görüşün daralmasıdır. Şimdi bu durumu konuşacağız.Kazaya karışan bir sürücünün “aniden karşıma çıktı; hiçbir şey fark edemedim” dediğine şahit oldunuz mu?Hız ne kadar artarsa, sürücünün bakışları o oranda daha uzağa odaklanır. Bunun sonucunda sürücü yol kenarında neler olduğunu, tehlike yaratabilecek gelişmeler olup olmadığını denetleyemez. Çünkü, görüş alanı yansıdaki çizimde de görüldüğü gibi son derece daralmıştır.Tünel görüşün en tehlikeli olduğu yerler kavşak yaklaşımları ve yaya hareketi de gözlenen yüksek hıza sahip şehir geçişleridir. Böylesi kesimlerde sürücü yandan yaklaşan araç hareketlerini gözlemleyemez ya da yola giren yayadan haberdar olamaz. Genelde bu durumla karşılaşan ve kaza yapan sürücülerin çarptıkları araç veya yaya ile ilgili ifadeleri “Aniden karşıma çıktı. Hiçbir şey fark edemedim.” şeklindedir. İşte bu ifadede söz konusu olan, fark edememeye neden, aşırı hız sonucu meydana gelen “Tünel Görüşü”dür.
Sürat KörlüğüSürat körlüğü nedir? Bunun yol açtığı riskler nelerdir? Şimdi ele alacağımız konu bu.Hızlı gittiğinde, çevrenizdeki eşya ve olayları tam olarak görebilir musunuz?Sürat körlüğü, artan hız sonucunda sürücünün yol ve çevresine yönelik görsel verileri yani eşya veya olayları tam anlamıyla algılayamamasıdır.Sürat körlüğünün en büyük tehlikelerinden birisi, sürücünün aracın hızını olduğundan daha az zannetmesidir. Çeşitli araştırmalar şunu göstermektedir; Sürat körlüğüne maruz kalan sürücüler araçlarının hızlarını 20 - 30 km/saat seviyelerinde daha az olarak algılamaktadırlar. Bu durumda kuşkusuz trafikte tehlikeler doğmasına neden olur. Aracının hızını olduğundan daha düşük olarak algılayan sürücü doğal olarak durma mesafesini de sağlıklı olarak tahmin edemeyecektir. Bu durum, da hem sürücünün kendisi hem de diğer yol kullanıcılar için tehlike arz eder. Bu durum, özellikle yaya hareketinin olduğu kesimlerde daha tehlikelidir. Çünkü, yayalardan gelebilecek ani hareketler karşısında hızını tam kestiremeyen sürücünün kazadan kaçınabilmesi yani zamanında durabilmesi pek mümkün olmayacaktır. Belki de sürücü yayaya çarptıktan sonra gerçek hızının farkına varacaktır. Ancak, o zaman “hızımı düşürmeliydim” demek için çok geç olacaktır Son yıllarda motorlu taşıt teknolojisindeki hızlı gelişme sonucunda araçlarda sağlanan tam ses izolasyonu da bu etkiyi körüklemektedir. Küçük Hız Değişimlerinin SonuçlarıAracımızın hızında küçük değişiklikler yaptığımızda ne tür olumlu ve olumsuz durumlarla karşılaşabiliriz acaba? Şimdi hep birlikte bu konuyu ele alacağız.10 km/saat’lik bir hız artışı nelere yol açabilir? Bu sorunun cevabını öğrenmek istiyorsanız bu konuyu dikkatle dinleyin lütfen.Hayatımızda bazen küçük değişimlerin çok büyük sonuçlar doğurduğuna, hepimiz zaman zaman şahit oluruz. Böylesi küçük değişimler, özellikle trafikte çok hayati sonuçların oluşmasına veya oluşmamasına sebep olur.Hız buna en güzel örnektir. Küçük hız düşüşleri belki sizin bile tahmin edemeyeceğiniz ölçüde avantajlar kazanmanıza, pek çok kazayı önlemenize sebep olacakken, küçük hız artışları belki bir çocuğun, belki bir sevdiğinizin belki sizin hayatınızı kaybetmenize sebep olacaktır. Dilerseniz bahsettiğimiz konuyu biraz daha açalım. Aynı özelliklere sahip iki aracın; 90 km/saat ve 100 km/saat hızlarla seyrettiğini varsayalım. Yani aralarındaki hız farkı sadece 10 km/saat. Araç kullanırken, hiç mi hiç önemsemediğimiz bir artış. Şimdi bu araçların karşılarına aniden bir engel çıktığını ve durmak zorunda kaldıklarını düşünelim. Yansıda görmekte olduğunuz grafik, bu iki aracın karşılaştıkları durum karşısında, durma mesafeleri boyunca hızlarındaki değişimi göstermektedir. Grafikten kolaylıkla görüldüğü üzere 90 km/saat hıza sahip araç 73 m’lik bir mesafede durmayı başarabilmektedir. Hızı 100 km/saat olan araç ise bu mesafede bırakın durmayı hızını ancak 50 km/saat’e indirmeyi başarabilmektedir. Sadece ve sadece 10 km/saat’lik bir hız artışı sonucu üzerinize almış olduğunuz riski düşünebiliyor musunuz? Durabilmek ya da 50 km/saat hızla çarpmak. İşte risk. İşte küçük hız değişiminin hayati önem taşıyan bir sonucu. Dilerseniz bu konuda bir diğer örnek üzerinde daha duralım. Sizlere şu an yansıda da görmekte olduğunuz “on, kırk dörde eşit midir?” şeklindeki bir soruyu size yöneltsem cevabınız ne olur? Sanırım içinizden bu işte bir iş var diye geçiriyorsunuz ama sandığınız gibi değil. Sormuş olduğum soruda verdiğim değerler, bir trafik güvenliği uzmanının yaptığı araştırmanın sonuçlarıdır. Şimdi bir örnek üzerinde açıklayarak sorunun cevabını yani onun kırk dörde eşit olup olmadığını hep birlikte görelim. 50 km/saat ile aracınızı kullandığınızı düşünün. Bu hızla giderken önünüze çıkabilecek bir çocuğa, kim bilir belki de kendi çocuğunuza çarpmadan durabilirsiniz. Ancak aynı noktada yalnızca 10 km/saat daha fazla hızla seyrediyorsanız, çocuğa çarpmadan duramayacak ve belki de inanamayacaksınız ama onun ölümüne yol açabilecek bir hızla, 44 km/saat’ le çarpacaksınız. İşte on eşittir kırk dördün ispatı. Düşüne biliyor musunuz? 50 km/saat hızla seyrederken sadece 10 km/saat’lik bir hız artışı karşınıza çıkan çocuğa 44 km/saat’lik hızla çarpmanıza neden olmaktadır. İşte hız artışının getirdiği riskin sonucu, işte küçük bir hız artışının götürdükleri veya küçük bir hız azaltmanın kazandırdıkları. Araştırma sonuçlarına göre, örneğin ortalama hızlarda meydana gelebilecek 2 km/saat’lik bir azalma, kaza sonrası ölümlerde % 10 azalmayı sağlayabilmektedir. İnanabiliyor musunuz? Hızlardaki 2 km/saat’lik düşüş sonucu yüzlerce insanımızın kaybına engel olabilme şansına sahibiz. Yani hızlı araç sürme keyfinden yapılacak çok küçük bir fedakarlık, bir çok insana hayatını armağan edecektir. Unutmayalım bu insanlar eşimiz veya dostlarımız olabileceği gibi bizzat bizler de olabiliriz.
Sürücüler ve Yolcular İçin Hız-Ölüm İlişkisiŞimdi de, korunmalı ve korunmasız yol kullanıcıları için hızın yol açabileceği ölüm hadiselerini tartışacağız.Ölüme yol açan riskleri gelin birlikte içselleştirelim. Çünkü, hayatımız bu riskleri çok iyi anlamaya ve gereğini yapmaya bağlı.Sürücüler ve yolcular trafikteki “korunmalı yol kullanıcılar”dır. Burada, korunmadan maksat çevresel etkilere ve diğer motorlu araçların hareketlerine karşı yayalar veya bisikletlilere oranla daha güvenli bir ortamda bulunmaktır.Evet sürücüler ve yolcular araç içinde yer almalarından dolayı daha güvenli durumdadırlar. Ancak, bu durum sadece belirli şartlar altında geçerliliğini korur. Düşük hızlar ve araç içi emniyet ekipmanlarının (emniyet kemeri, koltuk başlıkları vs...) kullanımı bu şartlardan en başta gelenleridir. Söz konusu şartlar aynı anda yerine geldiği takdirde araç içindeki kişilerin yaralanma ihtimali azalır. Aksi takdirde düşük hızlarda dahi olsa, araç içi emniyet ekipmanları kullanılmıyorsa yaralanmama ihtimalinin düşmesi bir yana, ölüm riski gündeme gelecektir. Bu arada şu önemli nokta kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Sözü edilen bu durumlar sadece düşük hızlarda geçerliliğini korur. Eğer yüksek hızlarda çarpışma gerçekleşiyorsa, araç içi emniyet ekipmanlarının koruyucu etkinliği de yetersiz kalmaktadır. Böylesi durumlarda yaralanmama ihtimali yerine ancak hayatta kalma mucizesinden söz edilebilmektedir. Yapılan bazı araştırmalarda, araç içindeki kişilerin değişik hızlardaki çarpışmalarda, maruz kaldıkları çarpışma etkisi kullanılarak hız - ölüm ilişkisine ışık tutulmaktadır. Yansıda görmekte olduğunuz çizim, söz konusu araştırmaların sonuçlarını özetlemektedir. Buna göre 30 km/saat hızla seyrederken meydana gelen bir çarpışmada araç içinde maruz kalacağınız etki, bir apartmanın birinci katından düşmeye eş bir çarpma etkisine eşittir. Bu belki de araç içindekilerin en yüksek hayatta kalma şansına sahip oldukları çarpışmadır. Çünkü bu hızlardaki çarpışmalarda araç içi emniyet ekipmanlarının etkinlikleri üst düzeydedir. Ancak çizimde de görüldüğü gibi çarpışma anındaki hız 50 km/saat’e çıktığında etkiyecek çarpma etkisi 3. kattan, 70 km/saat’e çıktığında 6. kattan, 90 km/saat‘te ise 10.kattan düşmeye eş olacaktır. Bu ifadeler hızın artışı ile birlikte araç içindekilerin maruz kalacakları ölüm riskinin nasıl arttığını gayet açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Son olarak özellikle şu noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Karayollarımızdaki şehir içi ve şehirlerarası hız limitleri olan 50 km/saat ile 90 km/saat hızlardaki çarpışmalarda dahi çok büyük bir çarpışma etkisi aracı ve içindekilere etkilemektedir. Bu şunu göstermektedir. Yalnızca hız limitlerine uymak, hızın yarattığı ölüm riskini yok etmemektedir. Ancak hayatta kalma ihtimalini arttırmaktadır. Yapılan bazı araştırmalar 80 km/saat hızla giden bir araçta yolculuk yapanların ölme olasılığının, 30 km/saat hızla giden bir arabanın 20 katı olduğunu göstermiştir.
Yayalar İçin Hız-Ölüm İlişkisiBu yansıda da hız ve ölüm ilişkisine devam edeceğiz.Trafikte yaya olmak mı yoksa sürücü ve yolcu olmak mı daha risklidir? Bunu öğrenmek ister misiniz?Trafikte özellikle yayalar ve kask takmayan bisikletliler ve motosiklet sürücüleri “korunmasız yol kullanıcılar” olarak adlandırılırlar. Deyimden de açıkça anlaşıldığı üzere tüm korunmasız yol kullanıcılar, trafikteki tehlikeler karşısında tamamen korunmasızdırlar. Bu yüzden de herhangi bir şekilde kazaya karıştıklarında, çarpan aracın hızı çok yüksek olmasa dahi ölüm olasılığı söz konusu olmaktadır.Yansıdaki grafik, yayaların karıştığı kazalarda, çarpma hızı ile yayalar için söz konusu olabilecek ölüm olasılığını irdelemektedir. Bu grafikte özellikle bir nokta çok büyük önem taşımaktadır: O da şudur. Hız limitlerinin 50 km/ saat olduğu ve yayaların en yoğun olarak bulunduğu şehir içi yol kesimlerinde kazaya uğrayan yayaların ölüm riski yaklaşık % 50 ‘ler dolaylarındadır. Yani 50 km/saat’lik hızla bir yayaya çarptığınızda yayanın yaşaması ihtimali, ölmesi ihtimaline eşittir. Sadece bu sonuç bile aşırı hızın nasıl katliam gibi sonuçlar verdiği gerçeğini doğrulamaktadır. Araştırma sonuçlarına göre 32 km/saat hızla giden bir arabanın çarptığı yayaların % 5’i yaşamını yitirirken, 64 km/saat hızla giden bir aracın çarptığı yayalarda ölüm oranının % 85 olduğunu göstermektedir. Bu ilişkiyi birde hız limitinin 90 km/saat olduğu şehirlerarası yollar için irdeleyecek olursak, yayaların taşıyacağı ölüm riski % 100 ‘dür. Evet yanlış duymadınız % 100’dür. Yani, kazadan canlı kurtulma ihtimali ancak ve ancak mucizelere bağlıdır. İlk bakışta böylesi bir sonuç için doğru ama şehirlerarası yollarda yayaların karıştığı kaza sayısı yok denecek kadar azdır demek mümkündür. Ayrıca bu yaklaşım bir bakıma doğrudur. Ancak bu hususta unutulmaması gereken iki önemli nokta vardır. 1. Şehirlerarası yollar pek çok sayıda yerleşim biriminin içinden geçmektedir. Bu yerleşim birimleri içinde kalan kesimlerde hız limitleri her ne kadar 50 km/saat olarak belirlenmişse de sürücülerimiz bırakın bu hızı, şehirlerarası hız limitini (90 km/saat’i) dahi aşan hızlarda araçlarını kullanmaktadırlar. Bu durumda yayalar ve diğer korunmasız yol kullanıcılar için ölüm riskini çok yüksek mertebelerde tutmaktadır. 2. Şehir içi yollarda, özellikle ana ulaşım arterlerinde de benzer durum söz konusudur. Hız limitlerine uyulmadığı gibi, bu kesimlerde yüksek seyir hızlarıyla yayaların hayatı hiçe sayılmaktadır.
Emniyetli Durma MesafesiHıza bağlı olarak emniyetli durma mesafesinin nasıl değiştiğini şimdi birlikte işleyeceğiz.Hızın ilgili olduğu ne kadar çok konu var değil mi? Aşağıdaki rakamları gördüğünüzde belki de hız yapmaya elveda diyeceksiniz.Sürüş esnasında herhangi bir tehlike ile karşı karşıya kalındığında akla ilk gelen, fren yapmak ve bir an önce durmaya çalışmaktır.Tehlikenin algılanması, harekete karar verilmesi ve uygulanması sırasında geçen zaman ‘reaksiyon süresidir’. Frenleme sırasında geçen zaman ‘frenleme süresidir’. Bu iki süre, aracın durması için gerekli sürecin basamaklarını oluşturur. Bu aşamalar sürerken, siz ve aracınız yol almaya devam edersiniz. İşte bu süre zarfı içinde kat edilen mesafeye “Durma Mesafesi” denir. “Durma Mesafesi”, ‘reaksiyon mesafesi’ ile ‘frenleme mesafesi’nin toplamına eşittir. Durmak eylemi hızlanmak eyleminin tam tersidir ve bu yüzdendir ki durma mesafesi üzerinde en önemli etken “HIZ” faktörüdür. Yansıdaki tablo çeşitli hız seviyelerindeki durma mesafelerini içermektedir. Hızınız 30 km/saat iken 13 m aracınızı durdurabilmek için yeterli olabilmektedir. Ama hızınızı 50 km / saat’e çıkardığınızda ise 13 m bir yana, gereken durma mesafesi 27 m.’ye çıkacaktır. Düşük hızlarda durma mesafesindeki değişim bu derece yüksek ise birde yüksek hızlara göz atalım. Örneğin 70 km/saat’te gerekli mesafe 47 m iken, hız 110 km/saat’e çıkınca 106 metreye çıkmaktadır. Yani durum düşük hızlardakinden pek farklı değildir. Sonuç olarak, artan hızla birlikte durma mesafemiz artmakta ve kazaya karışma riskimiz artmakta, istediğimiz anda durabilme ihtimalimiz ise düşmektedir. Şimdi hızın durma mesafesi üzerindeki etsini değerlendirmek amacıyla yansıdaki örneğe bir göz atalım. Şekilde gördüğünüz aracın hızının, sürücünün yayayı gördüğü anda 50 km/saat olduğunu ele alalım. Bu durumda eğer sürücü tehlikeyi algılar algılamaz normal şartlar dahilinde frenleme yaptığında tam 27 m sonra yani tam tehlikenin bulunduğu noktada durmayı güç de olsa başarabilirsiniz. Ancak çok değil hızınızı sadece ve sadece 5 km/saat kadar arttırdığınızda, durmanız gereken noktada duramadığınız gibi aracınızın hızı; bu noktada 30 km/saat gibi inanılmaz bir değerde olacaktır. Yani 5 km/saat’lik hız artışı yayaya 30 km/saat hızla çarpmanıza sebep olacaktır. Bir de aracınızın hızının, yayayı gördüğünüzde sırasıyla 58 km/saat ve 63 km/saat olması durumlarını inceleyelim. Bu takdirde yayanın bulunduğu noktada hızınız yine sırasıyla 40 km/saat ile 50 km/saat olacaktır. Eğer, bir örnek içinde incelediğimiz bu durumlar gerçek hayatta karşınıza çıkacak olursa ve siz zamanında durabileceğiniz bir hızla seyretmiyorsanız, bu hızlar sizin yola çıkan yayaya belki de çocuğa çarpma hızlarınız olacaktır. Reaksiyon MesafesiReaksiyon mesafesi neler bağlıdır, hızın bu mesafeyle nasıl bir ilişkisi vardır? Hep birlikte bu konuları görelim.Sizce reaksiyon mesafesi yaşla mı yoksa hızla mı daha çok ilgilidir?Evet, şimdi bu sorunun cevabını arayalım. Bir tehlike ile karşılaşan sürücünün bundan ne şekilde kaçınabileceğine karar vermesi gerekir. Reaksiyon süresi, tehlikenin görüldüğü an ile bundan kaçınmak için harekete geçilmesi arasında geçen zaman aralığıdır. Reaksiyon süresi, sürücünün yaşına, deneyimine ve fiziksel sağlığına bağlıdır. Ancak, hızın reaksiyon süresi üzerinde bu özelliklerle bertaraf edilmesi mümkün olmayan ve hiç bir sürücünün kaçınamayacağı etkileri bulunmaktadır. Artan hızla birlikte çevresinde olup bitenleri sağlıklı algılayamayan sürücünün, etrafıyla ilişkisi kesilir. Bu yüzden karşılaştığı tehlikeyi algılayıp yorumlaması için geçen süre ve dolayısıyla da reaksiyon mesafesi artar. Reaksiyon mesafesi, aracın sürücünün reaksiyon süresince almış olduğu yoldur. Yansıda yer alan tablo çeşitli hızlardaki reaksiyon mesafelerini ve toplam durma mesafelerini içermektedir. Tablo dikkatle incelenirse 30 km/saat hızla seyreden bir araç için toplam durma mesafesi 13 m iken 50 km/saat hıza sahip aracın yalnızca reaksiyon mesafesi 14 m’ye çıkmaktadır. Bu durum şu anlama gelmektedir. 30 km/saat hıza sahip araç 13 m sonunda durduğunda 50 km/saat hızla seyreden aracın sürücüsü bu mesafe içinde daha fren pedalına dahi basamamaktadır. Dilerseniz bu durumu birde yansıda görmekte olduğunuz örnekle açıklayalım. Varsayalım şehir içinde 30 km/saat hızla seyrediyorsunuz. Bu sırada ilerideki durakta yolcu indirmekte olan bir okul otobüs bulunmakta. Siz yolunuza devam ederken ve tam otobüsü sollayacakken, otobüsten inen bir çocuk otobüsün önünden etrafını kontrol etmeksizin yola fırlıyor. Ama siz 13 m gibi yaklaşık olarak bir otobüs boyu mesafede durabilmeyi, hızınız 30 km/saat olduğu için başarabiliyorsunuz. Ancak bu durumda ilk hızınız yani otobüse yaklaşım hızınızın 50 km/saat olduğunu varsayacak olursak, yola fırlayan çocuğa çarpmaktan kaçınamıyorsunuz. İşte bu durum, hız artışının reaksiyon mesafesi ve üstlenilen kaza riski üzerine olan olumsuz etkinin en açık özeti niteliğindedir. ... Frenleme MesafesiKonumuz frenleme ve hızlanma arasında nasıl bir ilişki vardır ve bunun riskleri nelerdir?Bazıları frene basmayan sürücü iyi sürücüdür der. Öyle mi acaba?Aracınızın hareket halindeyken sahip olduğu enerjiye “kinetik enerji” adı verilir. Bu aynı zamanda hareket enerjisi olarak da adlandırılabilir.Şimdi, buradan hareketle fren mesafesi ile kinetik enerji arasındaki ilişkiyi incelemeye çalışalım. Kinetik enerji hızınızın karesiyle doğru orantılı olarak artmaktadır. Yani hızınız iki katına çıktığında aracınızın sahip olduğu enerji dört katına çıkacaktır. Bu noktada frenleme olayının, hızlanmanın tam tersi olduğunu hatırlatmak isterim. Bu demektir ki aracınızın hareket enerjisi yani hızı arttığında aracınızı frenlemeniz doğal olarak güçleşecektir. Bu herhangi bir tehlike barındırmayan durumlarda bir sorun teşkil etmeyebilir. Ancak ya aniden durmak zorunda kalırsanız ? Belki bu soruya ben aracıma güveniyorum diye cevap verebilirsiniz. Ancak, işte tam bu noktada göz ardı edilmemesi gereken bir husus bulunmaktadır. Bu aracınızı istediğiniz anda durduramayacağınız gerçeğidir. Siz aracınızın fren pedalına başmış olabilirsiniz. Fakat o an mevcut olan bazı şartlar nerede ve ne kadar zaman içinde duracağınızı belirler. Sürücünün fizyolojik-psikolojik durumu (dalgınlık, sinirlilik, hastalık hali vs...), çevre şartları ve bu etkenlere ilave olarak birincil derecede aracın frenleme öncesi hızı sizin aracınızın nerede duracağını belirleyen etkenlerdir. Açıkça görüldüğü gibi frenleme olayı üzerinde pek çok sayıda değişkenin etkisi bulunmaktadır. Aracınızın çok gelişmiş olması veya sizin çok deneyimli bir sürücü olmanız hiç bir zaman her şeyin sizin kontrolünüz altında gelişeceğini göstermez. Yol yüzeyinin durumu, yolun eğimi ve araç lastiklerinin durumu ile aracın yavaşlama ivmesi frenleme mesafesini etkilemektedir. Ancak asıl büyük etki, frenleme mesafesini, değerinin kararıyla etkileyen “HIZ”dan gelmektedir. Dilerseniz yansıda yer alan ve çeşitli hızlara karşılık frenleme ve toplam durma mesafelerini gösteren tabloyu inceleyerek, hızın frenleme üzerindeki etkisini görmeye çalışalım. Görüldüğü gibi 30 km/saat hıza sahip bir araç, normal şartlar altında, toplam 13 m mesafede durabilmektedir. Fakat aynı şartlar altında araç hızı 50 km/saat’e çıktığında yalnızca frenleme mesafesi 13 m olmaktadır. Benzer bir durumu 70 km/saat ile 90 km/saat içinde görebilmekteyiz. 70 km/saat için aracın toplam durma mesafesi 47 m. iken hız 90 km/saat olduğunda yalnız frenleme için gereken mesafe 48 m olmaktadır. Bu değerler şu gerçeğe ışık tutmaktadır. Aracınızı kullanırken tüm şartlar sizin lehinizde olsa dahi, eğer içinde bulunduğunuz trafik ortamında durabileceğiniz bir hızda seyretmiyorsanız bir kazaya neden olmanız kaçınılmazdır.
Hızla İlgili Doğru Olmayan Gerçekler Hızlı gitmekle zaman kazanmak mümkün müdür? Bu yansıda bunun cevabını öğreneceğiz. Siz sağ salim gitmeyi mi, yoksa bir an önce gitmeyi mi tercih edenlerdensiniz? Sürücülerin pek çoğu aşırı hızı, zaman kazanmak için veya aceleleri olduğu için tercih ettiklerini söylerler. Ancak böylesi bir mazeret altında hem risk bilgisinin eksikliği hem de genel bir yanlış anlama vardır. Zaman kazanmak için hız arttırmak ve ekstra riskler almak hiç de akıllıca bir davranış değildir. Yansıda gördüğünüz grafik, hız’da 5 km/saat düzeyinde bir indirim yapıldığında 10 km’lik bir yolculuk için fazladan harcanacak süreyi göstermektedir Örneğin grafikteki verilere göre hız limitlerine uyarak 50 km/saat hızla seyrettiğinizde 10 km’lik yolculuk süresince harcayacağınız zaman yaklaşık 12-13 dakika kadardır. Eğer hızınızı zaman kazanmak maksadıyla 100 km/saat’e çıkarırsanız, seyahat süreniz 6-6.5 dakikaya düşecektir. Yani amacınıza ulaşmış ve seyahat sürenizi yarıya indirmiş olacaksınız. Peki bu seyahat süresi boyunca almış olduğunuz risklerdeki artışa ne dersiniz ? Yapılan araştırmalar seyahat hızında 10 km/saat’lik düşüşün yaralanmaları % 25, ölümleri % 40 oranında azalttığını göstermiştir. Veriler gerçekleri bu yönde ortaya koyarken hala zaman kazanmak maksadıyla yüksek hızlara yönelmek sizce akıllıca mıdır? Ayrıca şunu unutmayınız ki, şansınız yardım ettiği müddetçe hızlı araç kullanarak dakikalar, saatler kazanabilirsiniz. Ancak şansınızın sizinle birlikte olmadığı bir gün, sizin ömrünüzün kalan günlerini kaybedeceğiniz gün olabilir. Doğru olmayan gerçeklere devam ediyoruz. Bu sefer deneyimli sürücülerin riskle karşı karşıya olup olmadıklarını tartışacağız. Kaza yapan sürücülerin önemli bir kısmı deneyimlidirler. Ama bu deneyimleri kaza yapmalarını engellemez. Sizce neden? Deneyimli sürücüler, genellikle kendilerinin yeterli deneyime sahip olduklarını, bu nedenle de hızlı araç kullanmalarının mazur görülebileceğini ileri sürerler. Ancak gerçekler maalesef onların iddiaları ile bağdaşmamaktadır. Bir çok araştırma ve gözlem, deneyimli sürücülerinde, deneyimsiz sürücüler kadar kazalara dahil olduklarını göstermektedir. Deneyimli sürücülerin en önemli savı şudur: “Ben hızımı yol ve trafik durumuna göre kendim ayarlayabilirim” Eğer bu doğru olsaydı, sisli ve karlı havalarda hiç kaza olmazdı ya da bu kazalara deneyimli sürücüler karışmazdı. Oysa mevcut veriler bunu doğrulanıyor.. Ayrıca şu konu kesinlikle unutulmamalıdır ki hız artışının, sürücülerin olayları algılama, yorumlama kabiliyetleri ve görüş yetenekleri üzerinde olumsuz etkileri vardır. Yansıda sıralanmış olan bu etkiler hıza bağlı olarak gelişen kazaların oluşumundaki ana nedenlerdir ve hızın bu olumsuz etkilerinden hiç bir sürücünün kaçınması söz konusu değildir.
Yolculuk Hızı ve Kazaya Karışma Riski Kazaya karışma riski hızın yükselme oranına göre nasıl farklılaşmaktadır? Yansımızın konusu bu. Kazalarla ilgili gazete başlıklarına dikkat ettiniz mi? “Aşırı hız” ifadesi ne kadar çok geçiyor değil mi? Acaba gazeteler sadece aşırı hız yapanların yaptıkları kazaları mı yazıyorlar? Yolculuk hızı ve kazaya karışma riski arasındaki ilişkiyi ortaya koyan pek çok araştırma ve bu araştırmalardan çıkan ilginç çok sayıda sonuç bulunmaktadır. Yansıdaki grafik bu araştırma sonuçlarından birisine aittir. Grafik; 50 km/saat sonrası her 5 km/saat’lik hız artışına karşılık gelen kazaya karışma riskinin yüzde olarak değişimini vermektedir. Bu sonuçlar doğrultusunda grafikte de görülebilen en dikkat çekici sonuç şudur. 60 km/saat sonrası her 5 km/saat’lik hız artışı, yaralanmalı ve ölümlü kazaya karışma riskini iki kat artırmaktadır. Bu demektir ki hızınızı 60 km/saat’ten 70 km/saat’e çıkardığınızda üstlenmiş olduğunuz ölümlü yada yaralanmalı kazaya karışma riski dört katına çıkacaktır. Bu da hiç küçümsenecek bir risk artışı değildir. Ayrıca hızdaki 5 km/saat’lik azalışlar kaza sayısında en az % 15’lik, 10 km/saat’lik azalışlar ise en az % 42’lik azalışa sebep olmaktadır.
|